Lateset News

GELENEK VE GÖRENEKLERİMİZ

B-GELENEK VE GÖRENEKLERİMİZ :

 

   DÜĞÜN TÖRENİ :

   Çocukluk dönemindeki birlikte oynanan evcilik oyunları, okul sıraları, düğün ve bayramlardaki kaçamak bakışlar, zaman gelir belki de birlikteliğin ilk adımları olur. Kız büyüyüp gelinlik çağına, erkek büyüyüp damatlık çağına gelir. Artık bir şeylerin olması ve değişmesi gerekir. Kızın hareketlerindeki ve yürümedeki endamı, delikanlının giyim-kuşamı ve gösteriş havaları kendini ispatın birer belirtisidir. Gönül çalanlar, göze hoş görünenler takibe başlanır. Görülür ki kız isteme, oğlan everme zamanı gelmiştir.

   Kız İsteme :

   Eskiden kızlar 14, 15 yaşlarında; erkekler 15, 16 yaşlarında evlendirilirdi. Bu yaşlar, kız – erkek için elbette ki küçük denecek yaşlardı. Küçük yaştaki evliliklere iten sebep olarak; bazı ailelerin yardıma ihtiyaç duyması, gelenek kültürünün ağır basması söylenebilir. Yapılan bu evlilikler, genelde görücü usulü evliliklerdir. Günümüzde evlilik yaşı da, görücü usulü evlilik de artık değişmiştir. Köyde kız – erkek birbirini bildiğinden, aileler birbirini tanıdığından dolayı istenecek kız, verilecek erkek için uzun boylu bir araştırmaya gerek kalmazdı. Belirtilen yaşa gelmiş erkek, ailenin gözünde delikanlı; kız da gelinlik olmuştur artık. Öyleyse erkeğin evlenme ve evlendirilme zamanı gelmiştir. İstekli olan erkekse yakınlarına evlenmeden bahseder, falancayı istediğini söyler; istekli aile ise oğullarına falancanın kızını uygun gördüklerini ve evlendirmek istediklerini söylerler. Ailede razılık olduktan sonra istenecek kızın yakınlarına konu açılır. Olumsuz görüş alındı ise araya işi yapabilecek kadın veya erkek konur. Olumlu görüş alındı ise mesele yoktur. Erkeğin annesi, çok yakını durumunda olan bir kadınla, kız evine düğürlük (dünürlük) gider. Hoş – beşten sonra

 

57

konu açılır, niyet yoklanır, görüş alınır. Bunun üzerine erkeğin babası yakınlarından birini yanına alır, kız evine düğürlüğe gider. Biraz sohbetten sonra esas konu açılır. Yetkili kişi, hayırlı bir iş için “Allah’ın emri, Peygamber’in kavli ile oğlumuza (Hasan, Ahmet kimse), kızınızı (Ayşe, Hatice kimse) istemeye geldik, sizden cevap bekliyoruz” der. Kız tarafı hemen kesin cevap vermez. “Konuşacaklarımız, danışacaklarımız var, bize biraz zaman verin” der. İşe olumlu bakılıyorsa, “Allah yazdıysa ne diyelim” ifadesi de kullanılarak niyet belli edilir. Kızın verilmesi taraftarı değiller ise, “Allah oğlunuzun kısmetini başka kapıdan versin” derler. Kız tarafı, konuyu kendi aralarında görüşür. Araştırma, soruşturma dönemi başlar. Hele oğlan tarafı başka köyden ise bütün soyu, sülalesi iyice bir araştırılır. İstek aile içinde kabul edilir, uygun görülürse, oğlan tarafının kız evine götürdüğü bohça da kabul edilir. Şayet uygun görülmez ise, bohça oğlan evine geri gönderilir. Niyetin olumlu olarak gelişmesinden sonra oğlan tarafı, ziyaretini tekrarlar. İş sonuca bağlanır. Başka bir zamanda imamın, muhtarın olduğu bir grup kız evine gider. Allah’ın emri, Peygamber’in kavli ile kız tekrar istenir. Kızın babası, “Allah yazdıysa biz ne diyelim” der ve kızın verildiği söylenmiş olur. İmam duasını yapar. Başlık parası da dahil kız tarafının oğlan tarafından altın, bakır gibi bir takım istekleri olur. Bu istekler bir liste halinde okunur. Fazlalıklar indirilerek, uygun olanlar kabul edilerek iş tatlıya bağlanır. Orada bulunanlar “Allah iki tarafa da hayırlı etsin” diyerek, hayırlı dilekte bulunurlar. Kız evinin hazırladığı yemek, düğüncülere ikram edilir ve birlikte yenir. Bir aradayken nişan yapılacaksa (genelde yapılmaz) nişan günü ve şerbet içme günü belirlenir.

Önceden belirlenen “Şerbet İçme” gününe bütün komşular davet edilir. Mevsime ve havanın durumuna göre köy odasında

veya bir harman kapısında toplanılır. Şekerden yapılmış şerbet, büyük bir bakraçla (bakır stil) getirilir. Yeteri kadar hazırlanan

 

58

cam veya metal bardaklarla, kızın bir yakını tarafından herkese ikram edilir. (Şerbetten kız evine de gönderilir.) Şerbeti dağıtan kişi, damattan bahşişini alır. İmam duasını yapar. Topluluk dağılır.

İki aile arasında artık yeni bir bağ kurulmuştur. İlişkiler farklılaşır, yakınlaşma daha da sıklaşır. Çünkü kız alıp verilmiş, düğür (dünür) olunmuştur. Kız da, oğlan da iki ailenindir. Samimiyet ve muhabbet ona göre kurulur. Kız artık gelinlik olmuştur. Damadı görünce, yüzünü göstermemek için damattan kaçar. Birbirleri ile görünür şekilde açıktan konuşamazlar. Damadın yakınları ile konuşurken, onlara gelinlik (kısa sesli, sesi duyulacak kadar konuşma) eder.

Damat evinden gelinliğe (kız) ve yakınlarına birtakım hediyeler gider. Bu hediyelerin türü ve niteliği bayramlar için farklı olur. Çünkü bayramlar için özel bayramcılık (bayramlık) bohçası hazırlanır. Damat evi, yazın hasat zamanında kız evine yardım için “Güveylik Irgadı” götürür. Bu ırgat, sekiz – on kişilik bir yardım grubudur. Kız ve kız evi de yapılanları karşılıksız bırakmaz. Kız, damada ve damadın yakınlarına kendi ellerliyle işlediği, ördüğü birtakım hediyeler hazırlar; çeyizini düzer. Aileler, düğün hazırlıklarını yapar, eksikler tamamlanır. İşler biter, hasat mevsimi geçer, yayladan göçülür. Zahra ambara konmuş, un öğütülmüştür. Artık düğün zamanı, güz mevsimi gelmiştir. Bu aynı zamanda, yetişkin durumdaki çocuklara (kız – erkek) iyi bir dilek olarak söylenen “Ömrün uzun, düğünün güzün olsun” dileğinin de gerçekleşmesidir.

 

Düğün Hazırlıkları :

Aileler, kendi arasında görüşür. Düğün için yapılacak veya giderilecek bir eksikliğin olup olmadığı sorulur. Her şey yerinde ise, düğün günü belirlenir. Buna göre düğün hazırlıkları başlar. İzinname (Resmi nikah) işleri yapılır. Düğün eksikleri tamamlanır.

Artık komşularla yapılacak işlerin görüşülme zamanıdır. Muhtara konu anlatılır.Muhtar, köy toplantısı yapar.“Falan kişinin, 59

 

şu zamanda düğünü yapılacaktır” der. Komşulara duyurur. Dışarıdan gelecek davetlilerin (kondurmanın) hangi hanede (kondurma evi) misafir olacağı da dahil, düğünle ilgili iş bölümü yapılır. Buna “danışık” adı verilir. Bunlar davetlilerin ağırlanması, odun getirilmesi, okuntu (davetiye) hazırlanması gibi işlerdir. Yapılan bu işlerdeki birlik ve beraberlik, düğün sahibini onurlandırır; köydeki dayanışmayı taçlandırır.

 

DÜĞÜN:

 

Heyecanın, coşkunun, birliğin yaşanma zamanıdır. Çünkü, yeni bir yuva kurmanın mutluluğu tadılmaktadır. Bu mutluluk da eş – dostla paylaşılacaktır. Davul vuracak, zurna çalacak; düğünün ilanı yapılacaktır. Öyle ise mehter (davul – zurna) gelecek, düğün başlayacaktır.

Düğün gününün belli olmasından sonra, gelecek mehterle görüşülüp anlaşılır. Anlaşma günü geldiğinde mehter, anlaşılan günde bir uzun hava ile köye girer. Davul ve zurnanın sesini duyanlar, “falanın davulu geldi” der. Karşılanan mehter, düğün evine gelir. Artık düğün başlamıştır. Kalplerin çarpıntısı daha heyecanlı, coşku daha da başkadır. Salı günü gelen davul, pazar günü gelin alana kadar köyde çalacaktır. Yapılan planlamalara göre işlerin yapılmasına başlanır. Bu işlerin yürütülmesi için tecrübeli ve yetişkin bir kişi vardır. Bu kişiye, “Düğüncü başı” denir. Organize ona aittir. Yakından uzağa doğru türüne göre; gömlek, pijamalık, terlik, yazma, havlu, sabun ve yazılı kağıt gibi hazırlanan okuntular (davetiye) dağıtılmaya başlanır. Yemek için kullanılacak odun gerilir, ekmeklik un, keşkeklik gendüme, yemeklik et ve diğer gıdalar hazırlanır. Bu işler yapılırken harman kapılarında veya düğün evi yanında çalan davulla, gençler horon

tutar; ağırlama, üçayak, melet, güloğlan gibi ekip oyunu oynarlar.

 

60

 

Davulcunun yanında, ona yardımcı olarak seçilen bir kahya vardır. Kahya, mehterin rehberidir.

Mehter, kendine has havalar çalarak kahya ile köyün hanelerini dolaşır. Kahya, hane sahibinin verdiği bulgur, gendüme gibi bir şeyler toplar. Davulcu da kendi bahşişini alır. Her hane kapısında çalınan davul-zurna olayına “Nöbet çalma” denir. Köyün yakınında bulunan bir pınara (çeşme), bir grup kadınla ve davul-zurnayla gendüme (keşkeklik) yıkamaya gidilir. Bu pınar, genelde Kaynarpınar’dır. Kız evinin pişireceği yemeklikler, et için kesilecek koyun veya dana gibi hayvanlar ve diğer eksikler, davul – zurna eşliğinde kız evine götürülür. Buna da “aşboğaz” denir.

Günler geçip giderken zaman azalmaktadır. Damadın ve kızın hazırlık zamanları gelmiştir. Cumartesi günü öğlene doğru davul – zurna ile gençler, güyeğü çimdirmeye (damat yıkama) giderler. Bu çimdirme yeri, nice güyeğülerin çimdirilmesine tanıklık eden Kaynarpınar’dır.

Çimdirme olayı; damadın saçını yıkaması, arkadaşları ile saç ve sakal tıraşı olmasıdır. Bu işler, hava şartları uygun olmadığı zaman sağdıcın veya uygun olan bir komşunun evinde yapılır. Sağdıç ve ergen başı olacak kişiler önceden seçilmiş kişilerdir. Sağdıç, damadın yakınlarından ve akranlarından bekar birisi; ergen başı, genç ve evli erkeklerden birisi olur. Damat yıkama devam ederken, kız tarafından “damat bohçası” gelir. Bohçayı getiren genelde iki kişi olur. Bunlardan biri kızın erkek kardeşi, yoksa yakınlarından birisi olur. Davul – zurna karşılar, bahşişini alır. Bohça getirenler de damattan, yüklü bahşişlerini alırlar. Bohça açılır, yiyecek türü olanlar dağıtılır veya ortada birlikte yenir. Damada ait olanlar damada verilir. Bunlar; iç çamaşır, gömlek, çorap, mendildir. Sağdıç için de çorap, mendil gibi şeyler olur. Bohçada gelenlerden en önemli olanı; renkli boncuk ve  pullarla

işlenmiş, kırmızı renkli, üçgen biçimli “omuzluk veya yağlık”tır.

 

61

Bundan, damat ve sağdıç için olmak üzere iki tane olur. Damadınki daha süslü ve canlıdır.

Her şey hazırlandıktan sonra damadınki damada, sağdıcınki sağdıcın omzuna atılır. Ortanın uç kısmı sırta doğru sallanırken, iki uç da iki omuz üzerinden öne doğru sallanır. Artık damat yıkama (güyeğü çimdirme) işi bitmiştir. Zurnacı bir yiğitlik havası çalar, davul buna uyar;

damat evinin yolu tutulur. Eve

Yağlık veya Omuzluk                gelirken damat, sağdıç ve ergen

(Resim :Dünden Bugüne            başıyla birlikte kabristana (mezar

Reşadiye Kitabından)           üstüne) uğrar kuran okur ve duasını

yapar; davul – zurna ve diğer arkadaşları ile evine gelir.

 

Halay Çekenler

62

Evde büyük bir mutluluk ve heyecan yaşanır. Babasının, annesinin ve diğer büyüklerinin elini öper, verilen bahşişleri alır. Hazırlanan damatlık sofrasına birlikte oturulup yemek yenir, dua yapılır. Sağdıç, damadı ve arkadaşlarını alarak evden çıkar. Bu zaman içinde kız tarafının “kız başı yuma” (baş yıkama) işi de bitmiş olur. Kız başı yıkaması, kız sağdıcın evinde veya uygun bir evde olur. Kızlar da kendi aralarında oynayıp eğlenirler.

Öğleden sonra, köydeki düğün davetlilerinin gelmesi başlar. Köy dışından gelecek davetlilerden önce gelme işi biter. Köyün davetlileri, aldıkları okuntuya (davetiye) göre saçusunu (hediyeler) getirir. Koyun, koç gibi hediyelerle beraber; herkesin koltuğunda bir tepsi işkefeden (yufka) börek, uzun sırıklara takılı basma, ekmek bunların başında gelir. Düğün evine yaklaşınca, davul – zurna karşılar. Silahlar atılır, atılan merminin hesabı yoktur. Bu, bir nevi kişilik ispatlama ve kişilik gösterisidir. Karşılama havası, gelen görüntüye göre değişir; davulcu bahşişini ona göre alır.

 

Düğüncü Karşılama

63

Düğün sahibi herkesi aynı sıcaklıkla karşılar, gelen hediyeyi alır. Hoş – beşten sonra “Allah hayırlı uğurlu etsin” diye iyi dileklerde bulunulur. Her gelen davetli grubuna yemek verilir. Düğün evinde herkes, birbirine yardımcıdır. Akşama doğru köy dışındaki davetliler gelmeye başlar. Gelenler, köy girişinde silah atarlar. Bu silah sesi gelmenin haberidir. Kahya, mehteri alır; gelenleri karşılamaya gider. Davetliler mehterle düğün evine gelirler, hediyelerini verirler, yemeklerini yerler. Her gelenin bir sahibi vardır. Buna göre, dışarıdan gelenler önceden belirlenen kondurma (misafir) evlerine götürülür. Çay içilir, sohbet edilir. Davetlilerin gelme işi bitince, düğün için belirlenen ve adeta bir düğün salonu olan köy odasında toplanma başlar. Bu gece, büyük düğün gecesidir. Kondurma evlerindekiler, her evden ayrı ayrı davul – zurna ile düğün odasına getirilir. Odanın önünde silahlar susmaz. Gelişler, tantanalı ve şaşalı olur. Mehter, oyun havasını vurmaya başlar; gençler horona tutar. Zaman epeyce geçmiştir. Damat ve sağdıç, ergenbaşı ile beraber davul – zurna eşliğinde düğün odasına gelir. Babasından başlayarak büyüklerin elleri öpülür. Ergenbaşı, damadın babasından herkesin duyacağı şekilde oğluna ne vereceğini sorar. İnek, dana gibi hayvan verdiği sözü alınır. Daha sonra da düğündekilerden bahşiş toplanır. Damat ve sağdıç ergenbaşı ile kına yakılması için düğün odasından ayrılırlar. Sağdıcın evinde, gelen kına yakılır. Bu arada kız evinin kınası da gitmiş olduğundan kızın kınası da yakılmış olur. Kına yakma sırasında;

Kağıt içinde kınası,

Elek altında valası

Çağırın ağlasın kızın anası!

 

Kız anam, kız canım,

Kınan kutlu olsun,

Kutlu işin mübarek olsun.

 

                 64

Al kınası altın tasta ezidi,

Düğüncüsü ince yola dizildi,

Günlerin kesildi, benzin bozuldu.

 

Kız anam, kız canım,

Kınan kutlu olsun,

Kutlu işin mübarek olsun.

 

Kına ilahisi ve türküler söylenir. Kız tarafı da kadınlar arasında eğlenip düğünlerini yapar. Kız da, damat da sağdıçlarının veya uygun olan bir evde yatar.

Odadaki düğün eğlencesi devam eder. Körük, yerdeğiş, sınor (sınır) taşı, aldım – sattım gibi tuluat tiyatrosu (seyirlik oyunlar) mizansen oyunları oynanır. Gecenin yarısında düğün bitimi dağılmaya doğru, kondurmalar (misafirler) kondurma evlerine götürülür.

Cumartesi sabahı, güneş farklı doğmuş, yeni bir gün başlamıştır. Gecenin yorgunluğundan kurtulan zurnacı, düğün evinin önünde güzel bir uzun hava çalar. Kız evinde yürekler hoplarken, oğlan evini ayrı bir heyecan sarar. Köylüler, misafirler toplanır. Gelin alma hazırlıkları başlar. Gelin atı ve düğürşü atları ayarlanır. Ağırlık arabası (kağnı) hazırdır. Halk, yaşlı – genç toplanmış; düğüncülerin (düğün alayı) yola çıkma zamanı gelmiştir. Mehterin, yürekleri kıpır kıpır eden çoşkulu havası ve atların şakırdayan nal sesleri ile yola çıkılır.

Kız evinin kapısına varılır. Kız evine varıldığında ve ayrılırken silah atılmaz. Çünkü silah atılması bir hakaret sayılır. Kadın düğüncüler içeri eve alınır, erkekler dışarıda misafir edilir. Oturmak için döşekler serilir, minderler açılır. Gençler, halay çeker. İçeride de gelin hazırlanır.

Gelinin gelinlik kıyafetleri giydirilmeden önce, sesi güzel bir kadın tarafından “gelin ilahisi” diye deyişler, ilahi şeklinde söylenir.

65

Gelin İlahisi Sözleri :

 

Düğüncü yola düzüldü,

Gökten urgan üzüldü,

Ayet ayet yazıldı.

Yeşil Anemle gelir Muhammet!

Allahümmesalli ala Muhammet!

 

Al yeşil nalini ham ayağında,

Kırmızı gül bitmiş al yanağında,

Tezece açılmış kuşluk çağında

Yeşil Anemle gelir Muhammet!

Allahümmesalli ala Muhammet!

 

Yastığı hurma kurusu,

Döşeği kurban derisi,

İki cihan Ulu’su,

Yeşil Anemle gelir Muhammet!

Allahümmesalli ala Muhammet!

 

Bir döşek döşediler,

Nur ile belediler,

Yat Muhammet dediler,

Yeşil Anemle gelir Muhammet!

Allahümmesalli ala Muhammet!

 

Cennet’te Tuğba ağacı,

O’nu gören olur hacı,

Başına vurunmuş Muhammet tacı

Yeşil Anemle gelir Muhammet!

Allahümmesalli ala Muhammet!

 

 

66

 

 

Cennet’te cevahir taşı,

Gözümden akıttım yaşı,

O’da müminler yoldaşı.

Görsem O’nları, giysem donları!

 

Yedim binbir iki yemişten,

Budakları has gümüşten,

Çekirdeği inci taştan.

Görsem O’nları, giysem donları!

 

Gördüm üç bölük huriler,

O’nlarda nakat ile yürürler,

Deraciye Zelha derler.

Görsem O’nları, giysem donları!

 

Gelinin Kıyafetleri :                                  

Gelinin başına börk bağlanır. Börkün üzerine ince örtü, onun üzerine de büyük uzun kuşak örtülür, onun üzerine yazma bağlanır. Böylece “gelin duvağı” yapılmış olur. Peşli (kutlu) entari üzerine saltu denilen sim işlemeli giysi giydirilir. Ayağına özel yapılmış mes giydirilir. Beline de, kızın erkek kardeşine, yoksa yakınına kırmızı veya yeşil renkli gayret kuşağı denilen uhcur (bağ) bağlatırlar. Bütün bunları kızın yakınları ve hünerli eller yapar.

Yapılan işin, giydirilen elbisenin ayrı bir değeri vardır. Onun için yapılan iş, özen ve ustalık ister. Çünkü her zaman giyilen bir kıyafet değildir. Günümüzde, bu tür gelinlik kıyafetleri yerini modern gelinliklere bırakmıştır. Allah, her genç kıza hayırlı gelinlik giymeyi ve mutlu yuva kurmayı nasip etsin.

 

 

67

Fotoğraflar : (Gelin ve düğürşü) Dünden Bugüne Reşadiye Kitabından Alınmıştır.

 

Kız evinde gelini hazırlama işleri bitmiştir. Zurnacı, yanık bir uzun hava vurur. Buna gelin çıkarma havası denir. Düğüncüler hazırlanır. Geline ait ağırlık denilen bütün eşyalar arabaya yüklenir. Kızın erkek kardeşi veya yakını, tarafından rehin tutulan gelin atı bahşiş verilerek kurtarılır. İçeride gelin sandığının üzerine bahşişsiz verilmemek için oturulmuştur. Bahşiş verilerek sandık alınır. Gelin odası arkadan kilitlenmiştir. Bahşişi verilerek kapı açtırılır. Sağdıcın alacağı yastık vardır, bahşiş verilerek o da alınır. Sağdıç da damattan bahşiş alarak yastığı verir. Damadın yakınlarından bir kadın da içeride ikram edilen şerbet tasını alır. Mehterin çaldığı gelin ağlatma havası ile gelin evden çıkarılır. Hazırlanan gelin atına bindirilir. Emniyet için bir kişi atın başını çeker. Kız tarafı ağlarken, oğlan tarafı sevinç ve heyecan karışımı bir halde ısmarlaşılarak ayrılınır. Belli bir yerde gelinin ve düğüncünün (düğün alayı) önü, başka bir grup erkek tarafından bahşiş almak için urgan veya uzun bir sırık gererek kesilir. Bu bir adettir. Düğün sahibi belli bir miktar para vererek yolu açtırır.

68

Oğlan evine yaklaştıkça heyecan artar. Mehterin havası neşeli ve coşkuludur. Damat, damda sağdıcı ve ergenbaşı ile elinde gelinin başına atacağı elma ile; sağdıç da içinde elma, armut hoşavı ve üç-beş kuruş madeni para olan kalbur (halbur) ile beklemektedir. Gelin kapıya gelir, silahlar atılmaya başlar, yukardan aşağı ellerdekiler atılır; damat ve sağdıç adet olsun diye kaçarlar. Davulcu bahşiş için damadı yakalar ve bahşişini alır.

Gelin, attan inmeden önce nazlanır, bahşiş ister. Köç, koyun türü bir hayvan verilerek isteği yerine getirilir. Attan indirilir. Eve girmeden önce, adet üzere olan bazı inanışlar yerine getirilir. Gelin, eşiğin önüne konulan sacdaki korlanmış ateşe bastırılır. Bununla gelinin, aile içinde ateş gibi sıcak olması istenir ve sembolize edilir. Eline verilen katı yağ, eşiğin üzerine sürdürülür. Bununla gelinin, aile içinde yağ gibi yumuşak huylu olması ve aileye kaynaşması sembolize edilir. Yine gelinin eline, gelin ipi denilen bir ip parçası verilir ve koparması istenir. Koparırsa gelin gücünü gösterir.

Gelin eve alındıktan sonra, orada bulunan eş – dost ve davetliler düğün sahibine hayırlı, uğurlu olsun diye iyi dileklerini ileterek dağılır. Evli evine, yolcu yoluna gider. Gelin, akşama kadar ayakta sağdıcı ile odasında bekler, damat dışarıda serbest gezer. Akşam namazından sonra imam çağrılır. Sekiz – on kişilik bir erkek grubu da hazır bulunur. İmam dini nikah yapar, duasını eder. Hazırlanan yemek yenir. Gelinin odasına da bir tepsi börek verilir. Buna “nikah böreği” denir. Gençler tarafından damat içeri atılır. Gelinin yanındaki sağdıç çıkar. Gelinin yanına giren ve damadın yakınlarından birisi olan kadın; bir eline damadın elini, bir eline gelinin elini alır. “Elinizden el aldım, bahçenizden gül aldım, ölene kadar birbirinizi koklayın” der. Gelinin elini damada verir, çıkar. Aile yuvasının temeli atılmıştır. Allah, kimsenin yuvasını bozmasın. Onlar ersin muradına, bizler dönelim kerevetine!

 

69

Sabah olur, gelinle damat ev halkı büyüklerinin ellerini öpmek için odalarından çıkarlar. Bu arada yatak toplanır. Yatağı toplayan kadın, yastığın altına konan parayı alır. Bu bir bahşiştir. Gelin ve damat anne ve babanın, diğer büyüklerin ellerini öper. El öpmenin karşılığı olarak bahşişlerini alırlar.

Damat evden ayrılır, gelin odasına geçer. Kızın sağdıcı gelir. Damadın yakınları ve komşu kadınlar toplanır. Kur’an okunur. Daha sonra türküler söylenir. Bahşiş toplanır.

“Duvak düğünü” yapılır. Duvak düğününe katılan kadınlara, gelin birer avuç buğday dağıtır. Alınan buğdaylar “gelin bereket getirsin ve bereketli olsun” diye ambarlara atılır. Duvak düğünündeki ağzı sır tutan ve güvenilen bir kadın, gelinin bürüğünü bürükletir; baş yazmasını (başörtüsü) ve yaşmağını bağlar. Yaşmak, başörtüsünün ağzı kapatacak kadar örtülmesidir. Gelin, hane fertlerine ve aile yakınlarına çok sessiz olarak konuşur. Buna da “gelinlik etme veya gelinlik yapma” denir.

Aradan bir hafta geçtikten sonra damat, sağdıç ve ergenbaşı ile birlikte kızın aile tarafına (anne – baba) hediyelerle el öpmeye gider. Büyüklerin elleri öpülür. Damat, babadan (kayınpederden) inek, dana, koyun ve para türü bahşişini almadan konuşmaz. Bahşiş alındıktan sonra sohbete geçilir. Aile, damadın geleceğini bildiğinden dolayı özel yemek hazırlanmıştır. Sofra kurulur, hep birlikte yemek yenir, duası yapılır. Büyüklerin elleri tekrar öpülür, ısmarlaşılarak ayrılınır.

Anadolu kadınının yaşattığı bu tür gelenek ve görenekler artık unutulmuş; Günümüzde yaşmak bağlama da, gelinlik yapma da kalkmıştır.

 

BAYRAM KUTLAMALARI

Bayramlarımız, dini bayramlar ve milli bayramlar olarak ikiye ayrılmaktadır. Milli bayramların kutlanması, resmi özellik taşır. Kutlama programları; ilgili yönetmelik, yönerge ve genelgelere göre hazırlanır. Hazırlanan program çerçevesinde kutlanır.

Dini bayramlarımız için resmiyet olmadığından, hazırlanan resmi bir program da yoktur. Halkımızın gelenek ve görenekleri kapsamında kutlanır. Büyükten küçüğe herkesin kutlamaya katıldığı dini bayramlarımız da Ramazan (Şeker) Bayramı ve Kurban (Hacılar) Bayramı olarak ikiye ayrılır. Her bayramın kendine has heyecanı ve coşkusu vardır.

Ramazan Bayramı’nda çocuklara bol şeker dağıtıldığından olsa gerek, büyüklerimiz Şeker Bayramı demişlerdir. Bir aylık ramazanın sonunda, halkımızda, bayrama kavuşmanın mutluluğu ve coşkusu vardır. Kurban Bayramı zamanı, hac dönemi olduğundan dolayı da Kurban Bayramı’na Hacılar Bayramı denilmektedir. Her bayramın gelişinden önceki son arife günü, yani bayramdan önceki ilk gün ikindi namazından sonra, camiden çıkan cemaat ve diğer katılımcılarla mezarlığa (kabristan) gidilir. Buna, mezar üstüne gitme denir. Uygun bir yerde cemaat toplanır. Herkesin oturduğu yerde imam ve başka kişiler Kur’an okur, dualar yapılır. Daha sonra insanlar, kendi ailelerinden olanların kabirlerini ayrı ayrı ziyaret eder; Kur’an okur, dua eder. Böylece kabir ziyareti tamamlanmış olur. İnsanlar da, yakınlarına en az bir Fatiha okumanın manevi huzurunu ve rahatlığını yaşar. Bu kabir ziyareti, iki bayramda da yapılır.

Bayram akşamları, bayram gününe özel hazırlık yapılır. Fırında ekmek, ocaklarda türlü yemekler pişer. Çocuklar, gençler (kız- erkek) ellerine kına yakar; kıyılık denilen bayramlık elbiselerini hazırlar.

 

71

Bayram sabahı, herkes farklı duygularla uyanır. Kına sarılı eller çözülerek yıkanır, kına iyi girmişse eniklemiş denirdi. Akşamdan hazırlanan bayramlık elbiseler giyilir, çocuklardaki sevinç görülmeye değer. Ayrı bir mutluluk, ayrı bir coşku vardır. Yüzler gülmekte, yürekleri oynatan kıpır kıpır bir heyecan yaşanmaktadır. Sabah namaz kılınır, az bir yemek yenir; bayram namazı için caminin yolu tutulur.

Büyük bir ihlas ve huşu içinde bayram namazı kılınır. Namazdan sonra camiden çıkanlar toplanır. Büyükten küçüğe doğru hem sıralanma, hem de bayramlaşma olur. Cami önündeki bayramlaşma töreni bitince aynı akranda (aynı yaş grubu) olanlar, gruplar halinde hane ziyaretlerine başlar. Evde bulunanlar ile bayramlaşılır, yaşlı kadınların elleri öpülür. Hazırlanan yemek sofralarına oturulur. Daha önceki yıllarda, bayram namazı sonrası cami ve oda kapısına yemek getirilir; toplu olarak oralarda yemek yenirdi.

Cami Kapısında Bayramlaşma

72

 

Cami Kapısında Bayramlaşma  

 

Kurban Bayramı sabahı, bayram namazından çıkana kadar oruç tutulur. Cami önündeki bayramlaşmadan sonra bazı kişiler, oruç açtırmak için eve belli bir grup insan götürür. Bayramın ilk yemeği orada yenir. Bayramlaşmaya daha sonra başlanır. Eskiden bayramlaşma için yapılan gezme bitince, harman kapılarındaki örtmelere veya uygun olan evlerin örtmelerine, gençler tahtalı salıncak kurarlardı. Kadınların salıncağı ayrı, erkeklerin salıncağı ayrı olurdu. Salıncaklar, genç kızların ve delikanlı erkeklerin adeta kendilerini gösterme yerine dönerdi. Tahtalıda sallanırken, neşe ve sevinç bol olur; sesi güzel olanlar türkü söylerdi. Yaşanan bu olaylar, günümüzde yaşanmadığından bir nostalji oldu.

 

 

73

Maddi durumu iyi olanlar, kesecekleri kurbanlıklarını önceden hazırlar. Bayramlaşma işi bitince uygun bir yerde keser. Kurban kesimi, tek başına olduğu gibi üç – beş ve daha fazla kişiyle de olur. Kesilen kurbanların eti, usulüne uygun olarak kurban kesmeyenlere dağıtılır. Kesilen kurbanın ciğeri kavrulur, kurbanı ortak kesenler birlikte yer. Koyun postları (deri) bazen seccade için ayrılır. Büyükbaş hayvan derileri, para ile satılmaz; hayır için verilir.

Kaynaşmanın, barışmanın ve beraberliğin bir ifadesi olan bayramlarımız; günümüzde de yaşanmakta ve yaşatılmaktadır. Aile bağları, komşuluk ilişkileri devam etmektedir. Köydekiler köyde, büyük şehirlerdekiler de belirlenen bir günde bayramlaşmalarını yapmaktadır.

Allah hepimize sağlık, mutluluk ve huzur içinde nice bayramlar kutlamayı nasip etsin.

 

UĞURLAMALAR :

 

ASKER UĞURLAMA

Asker olmak ve vatan bekçiliği yapmak, her delikanlının hayalidir. Aynı zamanda her anne ve babanın da hayalidir, evladını yetiştirip asker uğurlamak. Çünkü askerlik kutsaldır ve asker ocağı, peygamber ocağıdır. Sırası gelen bu kutsal görevi yapacaktır.

Asker alma dönemlerinde, kimlerin askere gideceği belli olur. Bağlı oldukları askerlik şubelerinden askerlik celp (çağrı) kağıtları ilgililere ulaşır. İlgililer, askerlik şubesinden sülüslerini (askerlik sevk belgesi) alır; birliğine de ne zaman teslim olacağını öğrenir. Askere gidecek delikanlı veya delikanlılar, ısmarlaşmak (vedalaşmak) için arkadaş grubu ile köydeki bütün evleri gezer. Böylece herkesin de haberi olmuş olur. Asker evinde sevinç ve hüzün karışımı bir telaş yaşanır. Bu yaşantıya, delikanlının akrabaları ve komşuları da ortak olur. Küçük de olsa birer hediye

74

ile delikanlının evine gelirler, yaşantıya ortak olurlar. Gerekli hazırlıklar yapılır. Sohbet edilir, yemek yenir; delikanlı, arkadaşları ile şaka – şamata ederek eğlenir. Ertesi gün olur, asker delikanlı ailesinden başlamak üzere herkesle vedalaşıp helalleşir. Yola çıkarken arkadaşları ile kabristana (mezarlığa) uğrar, Fatiha okur; duasını yapar. Bu arada köyün imamı ile beraber komşular da toplanmıştır. Topluluk, askeri önlerine alır. İmam Kur’an okur, dua eder. Asker, orada bulunanlar ile ısmarlaşıp helalleşir; yola çıkar. Asker dönüşünün sevinci ve mutluluğu daha başka olur. Komşular, gözün aydına gelir. Buna, “asker görme” denir. Asker, mutlaka kına getirmiştir. Getirilen kınadan az da olsa, gözün aydına gelen komşulara hediye olarak verilir.

Günümüzde askere gidenler, büyük şehirlerde büyüdüklerinden olsa gerek ki; köye gelmeden gitmektedir. Bundan dolayı, köydeki komşuların haberi olmamakta; eski uğurlamalar da yapılmamaktadır. Bunun için de gelenekler unutulmaya başlamıştır.

 

HACI UĞURLAMA

 

Hac, İslamiyet’in şartlarından biridir. Bunun için de maddi durumu yeterli olan insanların hac vazifesini yapması, farz kılınmıştır. Günümüzde, eskiye göre imkanlar artmış ve çeşitli kolaylıklar sağlanmıştır. Köyümüz insanlarından hacca gidecek olan kişi (kadın – erkek), yakınlarını ve bütün köylü komşularını ziyaret ederek ısmarlaşır; onlardan helallik alır. Bunu öğrenen köylü komşular ve hacı adayının yakınları, birtakım hediyelerle eve ziyarete gelir; “güle güle git, güle güle gel; Allah yolculuğunu mübarek eylesin, niyetini kabul etsin” dileğinde bulunur.

Hacı adayının hacca gideceği gün, köylü komşular köyün çıkışında toplanır. İmam duasını yapar. Hacı adayı uğurlanır.

 

 

75

Hacı Uğurlama

 

Gerekli vecibeleri belli bir süre içinde yerine getiren hacı adayı, hacı olarak döner. Dönüşünde yakınları tarafından coşku ve mutlulukla karşılanır. Yakınları ve komşuları, hacıya “hoş geldin” ziyaretinde bulunur. Hacının getirdiği Zemzem suyu ikramı yapılır. Su, Tekbir getirilerek şifa niyeti ile içilir. Manevi değeri büyük olan tespih, takke ve yüzük gibi hediyeler alınır. Hacının, çok yakınlarına olan hediyesi farklıdır.

Günümüzde şartlar değişmiş olduğundan dolayı, hacca gidişler de farklılaşmıştır. Köylü komşularla helalleşme zayıflamış, imamın duası ile beraber komşuların uğurlaması kalkmıştır. Bu durum da bozulan geleneklerimizden birisi olmuştur. Allah, herkesin niyetini kabul etsin.

 

 

 

 

76

CENAZE TÖRENİ

 

Yaratılmışların en hayırlısı olan insanoğlu, kendine biçilen ömür kadar yaşar. Yaradan tarafından biçilen ömür; ne uzar, ne kısalır. Kimisi için uzun, kimisi için kısa olan dünya hayatı tatlıdır. Doğarken insanın kendisi ağlar, ölüm yolculuğunda da eş ve dostları, yakınları ağlar. Çünkü, yolcuğun dönüşü yoktur. Onun için de acıdır. Geride yetimler, öksüzler, sevenler ve boynu bükükler kalır. Çünkü ateş düştüğü yeri yakmıştır. Komşular, yanan ateşe teselli suyu serper; acıya ortak olur. Kur’an okunur, dualar yapılır. Ölen kişinin üzerindeki dünyalık elbise ve eşyaları alınır. Gözleri kapatılır, çenesi bağlanır, ayakları başparmakları ile birbirine bağlanır, beden düzgün bir şekilde sırtının üzerine yatırılarak rahata konur. Beden, boydan boya bir örtü ile örtülür. Cenazenin bozulmaması için altına toprak konur. Göbek üstüne metal bir kap kapatılır. (Cenazeler, günümüzde caminin altındaki soğuk hava odasına konmakta ve orada yıkanmaktadır.) Artık yapılacak bir şey yoktur. Cenaze hazırlıkları yapılmaya başlanacaktır. Iskatı, deviri hazırlanır. (Günümüze ıskat ve devir kalkmıştır. Cenazenin kaldırılma zamanı ayarlanır. Buna göre, kimlerin ne yapması gerektiği planlanır. Tahtacı, sucu, mezar kazıcı, haberci belirlenir.

Acı haber “tez duyulur” derler. Acı haber duyulmuştur. Gurbette olanlara, komşu köylere, eşe –dosta haber verilir. Sala ile cenazenin kaldırılma zamanı duyurulur. Cemaat toplanmıştır. Cenaze yıkanmış, sal ağacına konmuş; cenaze evinden imam helalliği almıştır. Öyle ise yolculuk vakti gelmiştir. Şair Yahya Kemal’in, Sessiz Gemi’ye benzettiği tabut omuzlara alınır.

Omuzlardaki tabut, kılınacak cenaze namazı yerinde “musallaya” konur. Namaz hazırlığı için cemaat saf tuttuğunda; imam, cemaate ölen kişiyi “Nasıl bilirsiniz?” diye üç defa sorar. “Bazıları iyi biliriz, Allah rahmet eylesin” der, bazıları sadece Allah rahmet eylesin” der. İmam Allah’ta sizlerden razı olsun der.

77

Cenaze Uğurlama

 

İmam yine ölen kişi adına helallik ister. Üç defa “hakkınızı helal ettiniz mi?” diye sorar. Cemaatten helallik alınır. Daha sonra imam, erkişi veya hatunkişi niyetine cenaze namazını kıldırır.

Cenaze Namazı

78

Cenaze defnedilirken imamlar Kur’an okur, dua yapılır. Defin işi bittikten sonra, cenaze yakınlarına başsağlığı dilenir. Dışarıdan gelen cemaat, evlere yemeğe götürülür. Günümüzde imkanlar ve şartlar değiştiğinden dolayı yemek yerine pide verilmeye başlanmıştır. İmam kabristanlıkta kalır, ölen kişinin mezarı yanında ölen kişi için “talkun” verir.

 

Üstat Necip Fazıl’a göre : “Üç beş damla kan, üç beş damla su “ olan insan, yaratılmışların en değerlisi ve Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. Doğumla ölüm arasında acı – tatlı, uzun veya kısa bir hayat süren insanoğlu; yaşadığı zaman içerisinde geride kalanlara derin izler bırakır. Hele bu insan bir baba, bir anne veya bir evlat gibi canın parçası ise izlerin anlamı daha da büyür ve silinmez olur.

Babamın ölüm yıl dönümü anısına duygularımı ifade eden aşağıdaki şiirimi yazdım. Bu vesile ile, büyükten küçüğe köyümüzün bütün geçmişlerine Allah’tan rahmet diliyor; kabirlerinin nur, mekanlarının cennet olmasını niyaz ediyorum. Geride kalanlara da hayırlı, sağlıklı, huzur ve mutluluk dolu, bereketli bir ömür temenni ediyorum.