Lateset News

COĞRAFİ ÖZELLİKLER

COĞRAFİ ÖZELLİKLER

Köyümüzden bir görünüm

 

A-COĞRAFİ KONUM :

Köyümüz Orta Karadeniz Bölgesi’nde,

37 derece, 27 dakika, 40 saniye enlem,

40 derece, 26 dakika, 36 saniye boylam koordinatlarında,

1250 m. Rakımlı, Tokat İl’i Reşadiye İlçe’sinin kuzey doğusunda, Çal Dağı eteğinde yer alır.

İlçe merkezine 16 km. İl merkezine (Tokat) 106 km. uzaklıktadır.

Çevremizde İskefsir ve Güney köyleri olarak adlandırılan köyler arasında geçiş özelliğine sahip bir yerdedir. Bundan dolayı da hem güney, hem de İskefsir köyleri özelliğini taşır.

 

B-COĞRAFİ YAPI                :

Batıda Nebişeyh sınırından, doğuya doğru Keçiköy sınırına kadar uzanan köyün güney bölgesi, düz bir arazi yapısına sahiptir. Bu bölgenin toprağı verimli ve ekime elverişlidir. Kirazalanı ve Boztepe (1213 rakımlı) bölgelerinin güney kısımları ise   kırık arazidir. Toprak olarak, yer yer verimli ve ekime elverişli mevkiler olsa da genelde kıraç olup killi topraktır.

Köyün kuzeyi, batıda Nebişeyh sınırından doğuya doğru, doğuda Kavaklıdere sınırına kadar orman bölgesidir. Köyün hemen üstündeki yamaçlar meşe (pelit) türü, Çal mevkii çam ve kayın (gürgen) türü ağaçlarla kaplıdır. Çal mevkiinde 1656 m. rakımlı Evliyası Tepesi bulunur.

 

Köyün Kış Manzarası

İKLİM : Orta Karadeniz ile İç Anadolu bölgesi arasında bir köprü durumunda olan bölgemiz coğrafyasındaki iklim özellikleri, köyümüzde de görülür. Bahar ve yazlar yağmurlu, ılık ve bol rüzgarlı (poyrazlı), kışları soğuk ve kar yağışlıdır. Buna rağmen köy merkezindeki su, istenilen düzeyde olmadığından dolayı yeterli değildir.

Günümüzdeki iklim şartlarında, eskiye göre büyük değişkenlikler görülmektedir. Barajların ve göletlerin yapımı, bu değişimi etkileyen sebeplerdendir. Bundan dolayıdır ki şiddetli ve bol  kar    yağışlı kışlar, kurak geçen yaz   mevsimleri artık yaşanmamaktadır. Buna rağmen halkımızın yaşadığı tecrübeye göre mevsimlerle ve belirli günlerle ilgili bir takım inanışları da devam etmektedir.

Mevsimlere göre eski ay isimleri :

1-Zemheri      (Ocak)

2-Gücük        (Şubat)

3-Mart           (Mart)

4-Abrul          (Nisan)

5-Mayıs        (Mayıs)

6-Kiraz          (Haziran)

7-Temmus     (Temmuz)

8-Ağusdos     (Ağustos)

9-İlkgüz         (Eylül)

10-Ortagüz      (Ekim)

11-Songüz       (Kasım)

12-Karakış       (Aralık) kullanılır. Bunlara göre de hava durumları ile ilgili gücük yedisi, mart dokuzu, abrul beşi, mayıs yedisi, ürker fırtınası, gün dönümleri belirli günlerdir. Halk arasında bu sayılı günlerle ilgili tecrübeye dayalı sözler söylenmiş ve bu sözler kabul görmüştür. Bunlardan bazıları :

Kış mevsimindeki Vade yelinin esmesi ve poyrazla karşılanması veya karşılanmaması, ağyelin esmesiyle buzların erimesi, bahardaki abrul beşinin öküzü eşinden ayıracak kadar soğuk ve şiddetli geçmesi, bahardaki gün dönümünde bolluk için yağmur yağması, mayıs ayındaki ürker fırtınasında kar ve dolu yağması, fındık ve kozalağın bol olduğunda kışın sert geçmesi, ikindiden sonra bulutların kızarmasıyla ertesi günün güneşli olması, kavak yapraklarının tepeden döküldüğünde kışın uzun sürmesi gibi inanışlardır.

 

EKONOMİ : Köyün kendi insanlarına yetecek durumda, fazla bir getirisi olmayan tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. 1970’li ve 1980’li yıllarda ev tezgahlarında dokuması yapılan Hereke tipi halıcılık, köye büyük bir getiri sağlamaktaydı. Günümüzde halı dokuyacak kalmadığından, tezgahlar da rolünü tamamlamıştır. Büyük şehirlere olan göç, ekim alanlarının daralmasına ve hayvancılığın da azalmasına sebep olmuştur. Gurbette kazanılan kaynak, köyde tüketime dönmüştür. Köyde, kendi ölçüsünde ekonomiye katkı sağlayan bir bakkaliye, elektrikle çalışan bir değirmen ve beraberinde dinkana, kazma-balta vb. gibi aletlerin tamiri ve kaynak işlerinin yapıldığı küçük bir tezgah bulunmaktadır. Yolcu ve öğrenci taşımacığında kullanılan beş adet minibüs, nakliyecilik yapan bir adet kamyon da köyün ekonomisine katkı sağlamaktadır.

Köyün Yarı içi mevkiinde kil (bentonit) madeni yatakları vardır. Bu ocaklar işletildiğinde, ekonomik olarak köye büyük bir katkı sağlayacaktır.

 

TARIM : Geçmişte karasaban, kağnı, düğen gibi hayvan (öküz) gücüne dayalı yapılan tarım, günümüzde yerini traktör ve buna bağlı tarım makinelerine bırakmıştır. Bundan dolayı tarımda verim yükselmiştir. Köy önü olarak adlandırılan yazının (ova, düz arazi) toprağı, ekime elverişli ve verimli olduğundan dolayı bu bölge tarım alanı olarak kullanılmaktadır. Tarım ürünlerinden genelde buğday, arpa; yem bitkisi olarak da karafiğ ve Macar fiğinin ekimi yapılır. Kaynarpınar mevkiinde bostan adı verilen yerde fasulye, lahana, pırasa, kabak, domates, biber gibi türlerde ihtiyaca cevap verecek şekilde sebze ekimi yapılır.

Meyvede; yabani meyve türü olarak kıcılık elma, dağ armudu bol miktarda yetişmektedir. Bunların fidanları aşılama yolu ile kültür meyvesine dönüştürülmektedir. Son yıllarda da köy merkezinde bahçe yapımı ve buna bağlı olarak elma, armut, erik gibi meyve yetiştiriciliği başlamıştır. Arazide bol miktarda olan kuşburnu (gülburnu) toplaması başlamış, ezilip şekerle kaynatılması sonucu yapılan kuşburnu pekmezi sofraların vazgeçilmezi olmuştur.

HAYVANCILIK :

Büyük ve küçükbaş hayvan resimleri

Köylünün olmazsa olmazlarındandır hayvancılık. Çünkü her zaman yapma imkanı vardır. Ancak köyde nüfus ve yapacak insan kalmayınca bitmek üzeredir. Köyde kalan üç-beş kişi hayvancılıkla uğraştığından sayı düşmüştür. 1990 yılında yazdığım köy notunda 350 büyükbaş, 1000 küçükbaş hayvan ve 60 fenni petekli arı bulunduğu belirtilmektedir. Günümüzde bu sayılar çok aşağılara inmiştir. Fakat hayvancılıktan tamamen de vazgeçilme-miştir. Yerli sığır, yerini et ve süt bakımından daha verimli olan yeni ırklara bırakmıştır. Manda (kömüş) türü tamamen bitmek üzeredir. Küçükbaş olarak yerli koyun ırkı devam etmektedir. Az da olsa arıcılık yine yapılmaktadır.

Eskiden güz dönemi kasım ayında koç ve teke katımı olurdu. Belli bir süre sürüden ayrılan koç ve teke bakıma alınırdı. Sürü sahibi yemek yapar, bir iki sofralık adam toplar, yemekten sonra dualarla koç ve teke sürüye bırakılırdı. Buna koç ve teke katımı denirdi. Köyümüzde 1975 yılından sonra keçi türü olmadığından teke katımı da kalkmış oldu. Günümüzde koç, sürüden hiç ayrılmadığından dolayı koç katım geleneği de kalkmış oldu.

 

Güzlemiz Çal’dan Bir Görünüm

Güzlemiz ve yaylamız hayvancılık için elverişli yerlerimiz-dir. Güzlemiz, köyümüzün kuzeyinde ve 2,5 km. uzaklıktadır. Bölge olarak Çal diye bilinir. Buranın belli bir alanı mera, geniş bir alanı da ormandır. Ormanda kısapür olarak adlandırılan sarı çam ve kayın (gürgen) ağacı vardır. Eskiden nisan ve mayıs ayla-rında Çal’a göçülür, mayıs sonlarında da yaylaya buradan gidilirdi.

Güzlemiz Çal; havası, yeşilliği ve güzleği ile muhteşem bir piknik ve mesire yeridir.

 

YAYLACILIK : Köyümüzün kuzeyinde, 14 km. uzaklıkta, Ordu (Aybastı) sınırında, Keteniği, Hebüllü Köyleri ve Cimitekke Beldesi yaylası ile komşu olan, kır yaylası türünde bir yaylamız vardır. Hayvancılık için mera alanı oldukça geniştir. Belli bir bölgede, kayın (gürgen) türü ağaçların hakim olduğu orman vardır. Hayvancılık için büyük bir imkandır.

Suyun ve yeşilliğin bol olduğu bu yaylamıza, mayıs ayı sonlarına doğru göçülür, ağustos ayı sonlarına kadar kalınır. Bu göç eskiden, sıradan bir göç değildi. Kılınan Cuma namazı sonrası camiden çıkıldığında, göçme tarihi belirlenirdi. Belirlenen tarihe göre, göç için ayrı bir hazırlık yapılırdı.

Vakit geldiğinde göç kağnılara yüklenir, öğleden sonra köyden hep birlikte çıkılarak gidilirdi. Bazen iki-üç aile bir eve göçer, birlikte kalınırdı. Çoban, sürüsüne çanını, keleğini takar; koçlarını süsler, yiyeceğini aldığı hamançasını beline bağlar, köpekleri yedeğine alır; sabahın şafak vakti yaylanın yolunu tutar, herkesten önce yaylaya varırdı. Yapılan seyvanına eşyasını yerleştirir, sürüsünün yatağını hazırlardı. Kuzu koyundan ayrılır, yataklar ayrı olurdu. Koyun gece örüme (güdüme) gider, kuşluk vakti sağım için obaya yakın bir yere gelirdi. Sağımdan sonra eşmede yatan kuzu bırakılır, koyunla emiştirilir, öğleden sonra yayılıma yürüyen koyundan,  kuzu (kuzu seçeklerinde)    tekrar ayrılırdı. Koyun sütünden yapılan yoğurdun ayrı bir tadı ve özelliği vardı. Günümüzde kuzu ayrılmadığından yoğurt da yenmez oldu.

 

Yaylamızdan Bir Görünüm

Büyükbaş hayvanlar, gruplar halinde sahipleri tarafından götürülürdü. Her kapının önü hayvanlar için bir yatak yeriydi. Yayla korunduğu için ot bol olur, hayvanlar obanın (evlerin bulunduğu yerleşim yeri) çevresinden birkaç gün gitmezdi. Yayla Günümüzde de korunmakta, ot bol olmaktadır. Hayvanlar, geçmişe göre daha emniyettedir.

Belli bir süre kalınan yayladan, ağustos ayının sonlarına doğru göç zamanıdır. Bunun için de belli bir gün belirlenir, akşam yaylaya varılırdı. Belli bir dinlenmeden ve göçlerin toplanmasından sonra evlerin önlerine meydan ateşleri yakılır, çevresinde sohbetler edilir; çeşitli oyunlar oynanırdı. Yere kuvvetli bir kazık çakılır, kazığın ucuna büyük bir cerek (sırık) geçirilir, geçirilen cereğin üstüne iki taraflı olarak binilir ve daire şeklinde döndürülerek    oyunlar  çıkarılırdı. Bu oyunlar oynanır,    ateşler yakılırken göçler de kağnılara yüklenir, işini bitiren komşuya yardım eder, etrafın kontrolü yapılır ve köye dönüş heyecanı başlardı. Tanyeri ağarırken (şafak vakti) öküzler arabalara (kağnılara) koşulur, hayvanlar yola koyulur, yayladan çıkılır; köyün veya Çal’ın yolu tutulurdu. Yayladan gelenler, köyden çıkıp beklenir ve karşılanırlardı. Göç arabaları binbir zorluk içinde Çal’a (Güzle) gelir, göçün birazını bıraktıktan sonra köye inilirdi. Günümüzde bu zahmetler ve eski heyecanlar yaşanmamakta; göçün büyük bir kısmı yaylada bırakılmakta, birazı da traktörlerle artık köye gelmektedir. Çal, hayvanlar için yine otlak ve mera olarak kullanılmaktadır.

 

EĞİTİM          :

Bireyin, ailenin, toplumun ve milletlerin olmazsa olmazla-rındandır eğitim. Çünkü anne kucağında başlar, mezara kadar devam eder. Bundan dolayıdır ki eğitim, bütün bir hayatta en büyük etmendir. Bireyden, devletlere kadar yaşanan yarış da bunun içindir. Eğitimde yaşanan bu etkileşim, köyümüzde de olumlu yöne doğru büyük bir gelişim ve değişim göstermiştir.

Osmanlılar döneminde Osmanlıca’ya dayalı okuma-yazma oranı, imparatorluk genelinde düşük olmakla beraber; Cumhuriyetin ilk yıllarında da düşüktür. 1928 yılında Arap Alfabesi yerine, Latin Alfabesi kabul edilince, medrese eğitimi yerine Türkiye genelinde yeni harflerle eğitim veren okullar açılmaya başlanmıştır. Ancak, okullaşma durumu her yerde aynı zamanda başlayamamıştır. Bu yerlerden biri de köyümüzdür. Köyümüzdeki Eğitim-Öğretim, 1960 yılında köye ait bir binada başlamış, 1963 yılında yapılan tip projeli okul binasında 2003 yılındaki Taşımalı Eğitim dönemine kadar devam etmiştir. 1998 yılında ilkokulların İlköğretim olarak değiştirilip zorunlu eğitim olarak sekiz yıla çıkarılması ile 6.7.8.inci sınıflar (ortaokul dediğimiz ikinci kademe) Nebişeyh İlköğretim okuluna taşımalı eğitim kapsamında taşınmaya başlanmış, 2003 yılında da köydeki öğrenci azlığından dolayı bütün öğrenciler, Nebişeyh İlköğretim okuluna taşımaya alınmış olup köyümüz okulu kapalı durumuna düşmüştür.

Köyümüze 1963 Yılında Açılan Tip Projeli İlkokulumuz

Köyümüzde okul açılana kadarki Medrese döneminde, Reşadiye’de bulunan medreseye Tolaoğlu Ali Efendi ile Hasangilden Molla Hüseyin’in (Kadunun Üsük) gittikleri bilinmektedir. Bunu çevrede Kovanı (şimdiki Güvendik köyü) Hatibi olarak bilinen zatın oğlu rahmetli Hasan Hoca (Hasan ÖNDER), ”İbrahimşıh’dan bu iki kişi babamın yanına gelirler, bazen yatıya kalırlar, babamı da alırlar, beraberce Çermik’e (Reşadiye’ye) medreseye giderlerdi.” diye anlatmış ve şahidi olduğunu ifade etmiştir. Tolaoğlu Ali Efendi, Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı olarak açılan Reşadiye Müftülüğü’nde 1927-1930 yılları arasında Reşadiye Müftüsü olarak görev yapmıştır.

(Not :1934’den önce soyadı olmadığından soyadı kullanılmamıştır.

1940’lı yıllarda Dursun Demir, Ahmet ŞAHİN, Teyfik DOĞAN, Şükrü DOĞAN ve daha adını bilmediklerimiz okulu bulunan Kuzbağı köyüne; 1950’li yıllarda Halil DOĞAN, Bekir DOĞAN, İsmet YALÇIN, Salih ŞAHİN, Şerafettin DEMİR, Hüsnü DEMİR ve daha adını bilmediklerimiz Nebişeyh Köyü ilkokuluna gitmişler, ancak devamlılık sağlayamamışlardır. 1959 yılında Nebişeyh İlkokulunun birinci sınıfına:

1-Mustafa ŞAHİN

2-İrfan DEMİR

3-Mustafa DEMİR

4-Halil DEMİR

5-Teyfik ŞAHİN

6-Dursun ŞAHİN

7-Şükrü (Mustafa) ŞAHİN

8-Selahattin DOĞAN

9-Halis ÖKSÜZ

10-Yunis ÖKSÜZ

11-Celal ÖKSÜZ kayıt yaptırmış,

1959-1960 eğitim-öğretim yılını adı geçen okulda tamamlamışlar;

1960 yılında açılan köyümüz ilkokulunun ikinci sınıfından başlayıp beş yıllık eğitim – öğretimden sonra da okulumuzun ilk mezunları olmuşlardır.

Günümüzde, köyümüzdeki okuma – yazma oranı % 95’lere yükselmiştir.